Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Birhan Keskin etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Şiir/ Kargo - Birhan Keskin

"Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun, Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun! Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun. Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun. Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın. Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse, sen osun. Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun. Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun. Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. M...

Y'ol - Birhan Keskin / 8 Alıntı

1.  "Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata. İnsan olmuştum ilk o zaman. Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan." (syf 21) 2. "Beyhude insanın yuva arayışı ama yine de yuva arar insan.” (syf 28) 3. "Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep Ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine." (syf 33) 4. "Onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin. Titreme daha fazla kalbim." (syf 35) 5. "Ben seninle sevgilim Mutsuz ama bahtiyardım." (syf 38) 6. "Oysa her aşık önce kendine sonra yanındakine cellat." (syf 49) 7. "Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir." (syf 53) 8. "Ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanın Paramparça edilmiş şairiyim." (syf 53)

Beyaz Delik - Birhan Keskin

                Day Dreams,  Vilhelm Kyhn                 İçimin de dışımın da olmadığı, ya da içimi de dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı; sanırım 8-9 yaşlarındaydım. Acıyı, kederi, neşeyi henüz ayrıştırmamıştım. Hayattı; yekpâreydi. Her şey, bir şeydi. Sokağın sonuna doğru uzayıp giden bir tepenin ağzına oturmuştu. Yüzünde yaz esmerliği, ağzını rüzgâra karşı açmış; mırıldanıyor muydu yoksa rüzgârı mı yalamaya çalışıyordu? Anlamamıştım. Beyaz bir yaz günüydü. İlk o gün görmüştüm onu. Mevsimler birinden öbürüne devrilirken, elimizi arı sokarken, bisikletten düşüp dizlerimizi kanatırken canımıza bir şey olurdu; hissederdim. Ama acıya dahil değildi yine de bunlar. Hayattı, yekpâreydi işte. Zaman, hayatı parçalara ayırıp "parça parça" görmeye başladığımızda, aci, o yekpâreliği yitirdiğimizde oluşacaktı. Şimdilik, dünya geniş ve ilıktı. Biz kendi ilık dünyamızın içinde salinan, uçuşan peri...