Ana içeriğe atla

Şu Yüzüğü Hatice'ye Verin - Şükrü Erbaş

   

                                        Toprak, hayatı sevdirir 
                                                    Sonra unutturur.*

   Önce kaysı ağacı kurudu. İlkyazlar dallarında el çırparken ortasından ayrılıverdi bir gün. Annem ürperdi. Karardı. Dua etti. Pınardan su taşıdı. Avlunun dört köşesinde üzerlik yaktı. Kaysı küçüldü küçüldü, biraz acıya, biraz serçelere, biraz da annemin yemenisine benzeyen bir boşluğa dönüştü. Yayığın ipi bir zaman sallandı o boşlukta. Annem kirpiklerini silerek bahçeye sarmaşık gülleri dikti. Akasya ağacını kucakladı. Gülhatmileri öptü. Domateslerle konuştu. Delice kuşlarına türkü söyledi. Ay ışığından kandiller yaktı. Çocuklarına okumuş insan hikâyeleri anlattı.
   Bahçe usul usul iyileşmeye başlamıştı ki babam öldü. Gökyüzü yere indi. Babam, sustuğu bütün sözleri götürdü. Toprağın gökyüzünden büyük olduğunu o gün öğrendik. Annem, babamın mezarından daha derine düştü. Bütün sesleriyle ağladı. Odalardan tarlalara bir yumak oldu. Duvarları babamın fotoğraflarıyla doldurdu. Seccadesini fotoğrafların önüne serdi. Duramadı, hacca gitti. Bilmediği dualarla babami sevdi. Ekin ekmeyi öğrendi. Buğdayları büyüttü. Devletin kâğıtlarına imzalar attı. Kasabanın minibüsünde yolculuk etti. Çıkıp çıkıp bacaya baktı, tütüyor mu diye. Sonu gelmeyen harflerle çocuklarını özledi.
   Bir gün küçük kızı öldü. Annem kör oldu. Yattı ve bir daha kalkmadı. Yastıklarda, kapı gıcırtılarında, pencere buğularında sarı bir inilti annemin yerine konuştu. Durmadan kızlığını anlattı. Kardeşimizin güzelliği annemin yüzünde gamzelendi. İyilik ölmüyor, dedik içimizden. Ölümü unuttuğu bir gün büyük kızı öldü. Söylemedik. Zaten seslerden kurtulmuştu. "Bu kız..." dedi, arkasını getiremedi. Sonra birden çocukluğuna gülümsedi: Yedi kere sızdırılmış bal gibi / Altın bardaklara koyup içmeli. Uzun sürmedi, gelini öldü. Annem, bir kapıdan elini uzattı, “şu yüzüğü Hatice'ye verin” dedi. Donup kaldık. Ağzımızda son bir dualar, ilaç dolu bir odada kaybolduk.

Annem, bütün dualarını tanrısına teslim etti.

2017


* Abbas Sayar.


Şükrü Erbaş'ın Kuş Uçar Kanat Ağlar kitabından alınmıştır.
Kırmızı Kedi Yayınevi 4.Basım Sayfa 28-29-30

Kitaptan alıntılar okumak için tıklayın

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Y'ol - Birhan Keskin / 8 Alıntı

1.  "Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata. İnsan olmuştum ilk o zaman. Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan." (syf 21) 2. "Beyhude insanın yuva arayışı ama yine de yuva arar insan.” (syf 28) 3. "Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep Ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine." (syf 33) 4. "Onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin. Titreme daha fazla kalbim." (syf 35) 5. "Ben seninle sevgilim Mutsuz ama bahtiyardım." (syf 38) 6. "Oysa her aşık önce kendine sonra yanındakine cellat." (syf 49) 7. "Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir." (syf 53) 8. "Ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanın Paramparça edilmiş şairiyim." (syf 53)

Gönül Yorgunluğu - Şükrü Erbaş

The Lovers - John Atkinson Grimshaw    Gönül yorgunluğu ne, biliyor musun? Gökte yıldızın kalmiyor. Gölgen bir yere sığmıyor. İçindeki şarkı içinde boğuluyor. Penceren sokağa bakmıyor. Bütün sevgi sözleri kalbinde cezaya dönüyor. Kirpiklerin hiçbir güzellikle halkalanmıyor. Baktığın bütün sular yeraltına çekiliyor. Sevmek korkusu ayrılıktan çok önce acı veriyor. Dünyanın bütün cenazeleri evinin önünden kalkıyor. Her gün bir arkadaşın büyüdüğünüz zamanlarda kayboluyor. Girdiğin çıktığın bütün kapılarin önünde yabancı, ardında yalnızlık olup kalıyorsun. Ne, biliyor musun gönül yorgunluğu? Kendinden soğuyorsun. Sözünden soğuyorsun. Geçmişinden soğuyorsun. İnandıklarindan soğuyorsun. Baktığın yüzlerden soğuyorsun. İçine bile bakmıyorsun artık. Dünya, inandığın o yitik cennet değil.    Durup dururken inciniyorsun. Kötü söz gerekmiyor bunun için. Sana söylenmesi de gerekmiyor sözün. Tam kirpiklerinin ucunda bir yarım ay, dudaklarında bir boyalı söz... bir kırıc...

Şiir/ Soneler I - Metin Altıok

"Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman; Aşındırarak bütün güzel duyguları. Bir yarım umuttur elimizde kalan, Göğüslemek için karanlık yarınları. Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı, Damağımda kösnüyle gezinirken; Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı, Dışarda rüzgâr acıyla inilderken. Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri, Seninle bir döşekte sevişirken bile. Düşünüyorum hüzünlü anneleri, Çarşıda, pazarda ellerinde file. Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka; Bir şey yok paylaşacak acıdan başka."