Ana içeriğe atla

Yaşıyoruz Sessizce – Şükrü Erbaş İnceleme ve 42 Alıntı


Ayrılıklar her zaman insanın canını acıtır. Çünkü ayrılmak demek aynı zamanda bir alışkanlığın yok olması demektir. Yaşam bizler için her zaman yolunda gitmez. Ve hayatımızda bir zaman sonra sevdiklerimizle yol ayrımına düşmek zorunda kalırız. Bir otobüsün camından sevdiğimize veya sevdiklerimize el sallarken anlarız içimizi acıtan o duyguyu. Kimisi gözyaşı dökerken, kimisi daha soğukkanlıdır. Ama ortak olan bir şey varsa o da hissedilendir. Ayrılıklar tabi ki bir süre sonra özlemi de beraberinde getirir. Zamana yayılarak ortaya çıkan bu duygu belki de hayatı en zorlaştıran hislerden biridir. Oruç Aruoba özlemi şu dizelerle dile getirir:
”Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin
Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen
Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin
Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen”
Ayrılıkların da özlemin de çözümü tabi ki kavuşmaktır. İşte burada çok acı bir fark ortaya çıkmaktadır. Ölüm. Ayrılıkların en kötüsü, en dayanılmazı ve en istenilmeyenidir. Çünkü ölüm yaşadığın süre boyunca kavuşmayı ortadan kaldıran bir durumdur. Bir daha hiç görememek… Daimi özlem…Kaybettiğin kişi eşin, can yoldaşın, hayatını anlamlandıran kişi ise galiba bu da ölümlerin en zoru gibidir. İşte tam da burada kitaba göz atmaya başlayabiliriz.
Yaşıyoruz Sessizce Şükrü Erbaş’ın okuduğum ilk kitabı oldu. Aylar önce kitap fuarından kendisinden imzalı olarak almıştım bu kitabı. Okuduktan sonra beni etkileyen bir kitap oldu ve bu durum da okuyacağım tek kitabı olmayacağı anlamına gelmektedir. Kitabın konusuna gelirsek yukarıda da bahsettiğim gibi bir özlem söz konusu. Şair eşini kaybetmesinin ardından yaşadığı duyguları insanın içine işleyen bir şekilde dizelere dökmüş durumda. Ben bu durumu kendimce kaybedilenin ardından yazılabilecek en güzel dizelere sahip bir kitap olarak değerlendiriyorum. Kitabın ön kapağında yazan, sayfa 18’de de karşımıza çıkan,
“İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin.”
dizeleri zaten nasıl bir kitaba başlayacağımız hakkında bilgi edinmemizi sağlıyor. Arka kapağında ise Şeref Birsel kitabı, “Bu kitap, bizim sagu, mersiye, ağıt geleneğimize, göç edeni de burada tutan, yaşatan yepyeni bir özellik getiriyor. Üç kadim kavram, yaşamın üç büyük izleği, aşk, yalnızlık ve ölüm, şiirden şiire iç içe geçerek birbirinin kapısını çalıyor. Sonra üçü birlikte gelip hepimizin hayatına doluyor. Yaşıyoruz Sessizce, aşkın, emeğin ve dünyanın ölümle bir daha yüceltildiği bir varoluş simyası.” olarak tanımlıyor. Kitabın sayfalarını çevirmeye başladığımızda ilk olarak şairin eşi Hatice Erbaş’a ait olan,
“Babanız içerde şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben.”
sözünü görüyorsunuz. Oldukça yüreğe dokunan bu söz aslında kendi başına birçok anlam ifade ediyor. Şükrü Erbaş eşinin bu sözünü kitabın en başına koymasını “Pervane” kitabıyla Dağlarca Şiir Ödülü’nü aldığı törendeki konuşmasında şöyle açıklamıştı: “Onun bakımını hiç aksatmadım ama bu şiirlerin yazılması, onun zamanından çaldığım anlarda oldu düşüncesi vicdanen tedirgin ediyor. Eşimin ölümünden sonra öğrendim, ‘Ben babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı içerde sessiz ağlattım’ demiş. Bir sonraki kitabımda bunu girişine koyacağım. Bu benim yazdıklarımdan çok daha kıymetli geliyor bana”
Son olarak yazımı kitaptan seçtiğim içe dokunan alıntılarla bitireceğim. Türküde de geçtiği gibi “Ölüm Allah’ın emri de şu ayrılık olmasaydı.’



1. ’’Güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim
Emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
Zaman, kâküllerinden doğar topuklarından batardı
Al yeşil soluğum, yarasına döndüğüm, sözümün sahibi
Sevmenin, dünyayı sevmek olduğunu senden öğrendim.’’
(syf 9)

2. “Kirpiklerin açıldı—Kömür kokularıyla dolu yalnızlıklar
Şekerli sudan yapılmış iki çocuk ağıdı
Ölümün sokaklardan taştığı bir şehir
Çocuklarının ders çalıştırdığı bir gül anne
Girdi içeri.”
(syf 12)

3. “Kimi seviyorsan acısı sende kalıyor.”
(syf 14)

4. “İnsan acısından utanır mı
Döktüğüm yaşlarla  zehirleniyorum.”
(syf 17)

5. “Deniz kıyısına gidelim haydi
Mavi, göğsünde uyutur biraz korkumuzu.”
(syf 18

6. “Limoni bir selvi diktim başına
Orada da bir hayatın olsun diye”
(syf 20)

7. “Vefasızlık, Hatice
İnsanın büyük yalnızlığı
Küçük ölümü
Kendine verdiği bir eksilme cezası.”
(syf 22)

8. “Kalp, eşyadan daha çabuk soğuyormuş.”
(syf 22)

9. “Susarak büyümüş iki çocuktuk biz, kendisini sevmeyi bilmeyen.”
(syf 24)

10. “Ben gittim harf harf dağıldım / Sen tamamladın cümlemi.”
(syf 24)

11. “Mavilik yitirdi hükmünü. İpi kopmuş bir boncuğum senden sonra. Bedeni olmayan bir zaman, odalarda. Canım ne kadar acıyorsa sözüm o kadar üşüyor.”
(syf 25)

12. “Sana bir nefes olamayan şiirden de geçtim.”
(syf 25)

13. “Gözlerin biliyor her şeyi, gözlerin bir yaşama çığlığı.”
(syf 31)

14. “Eşyaların gülümsediğini sende gördüm.”
(syf 34)

15. “Merhamet onurun ilk harfiymiş
Bunu da sen yazdın çizgili defterime.”
(syf 34)

16. “Bir soğuk zamanın akşamında
Dönüp yine sana başlıyorum…”
(syf 34)

17. “İnsan en çok yakınlarından ölüyor.”
(syf 36)

18. “Ne zaman öğreneceksiniz bilmiyorum ki
Evlerin yalnız eşyalardan yapılmadığını.”
(syf 37)

19. “Ne zaman alnımı camlara dayasam
Kanatlarını canıma batıra batıra
Sana uçuyor bütün kuşlar.”
(syf 43)

20. “Ölümü senden mi öğrenecektim
Soluğu canımdan çekilen kadınım.”
(syf 43)

21. “Güzellik uzun konuşmaya gelmiyor hiç.”
(syf 47)

22. “Hangi çölden geleceğim sana
Yol harami, kandil kör, kumlar acı.”
(syf 48)

23. “Hece taşlarından başka
Okuyacak yazım kalmadı.”
(syf 48)

24. “Ağzın bütün çiçeklerin tomurcuk vakti.”
(syf 49)

25. “Gözlerinden gözlerime düşen
Güneş bahçelerini anımsa.”
(syf 49)

26. “Seninle konuşayım diye ağlaya ağlaya
Taşların dilini öğrendim sonunda.”
(syf 50)

27. “Çıkarıp çerçevesinden o hayal zamanları
Silmezsem eğer hayatın harfleriyle
Her gün biraz daha tozlanacak evimiz.”
(syf 51)

28. “Binlerce hayatla gülüyorum zamana.”
(syf 53)

29. “İstanbul, ülkesiz devletsiz bir güzellik.”
(syf 55)

30. “Odalardaki boşluğunu topladım geldim
Neşet’in bütün seslerini topladım geldim
Yalnız uçan kuşların gökyüzünü topladım geldim.”
(syf 57)

31. “Yeri değişen her şeyin
Seni biraz daha uzaklaştırdığını söyledim.”
(syf 60)

32. “Ölümü de dünyada yaşıyormuş insan.”
(syf 63)

33. “Gövdem kalbimin darağacı.”
(syf 63)

34. “Kirpiklerim birer gözyaşı kalemi.”
(syf 65)

35. “Tuttum şiirler yazdım unutma diye beni.”
(syf 65)

36. “Boşluk kendine çevirdi beni. Her şey ağırlaşıyor. Her şey soğuyor. Belki de hiçlik bu.”
(syf 67)

37. “Bülbüller figan eyler
Yaramı tamam eyler
Ben felek bizarıyım
Her günüm haram eyler.”
(syf 68)

38. “Her sabah aynı soğukHer akşam aynı keder.”
(syf 69)

39. “İnsan bir kere ölmüyormuş meğer…”
(syf 69)

40. “Öyle bir acı ki bu, ölen yaşayanda her gün yeniden ölüyor, yaşayan ağlamadan kimseyi sevemiyor.”
(syf 74)

41. “Sensin canımda çırpınan zaman.”
(syf 77)

42. “Bu kadarmış bizi büyüten acı
Bu kadarmış içimizde yanan ışık
Bu kadarmış yeryüzüne düşen gölgemiz.”
(syf 81)

Yaşıyoruz Sessizce – Şükrü Erbaş

Kırmızı Kedi Yayınevi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İmkansızın Şarkısı - Haruki Murakami / 13 Alıntı

1. "Gökyüzünde asılı duran kara bulutlara baktım ve o zamana kadar yaşamımın akışında yitip gitmiş olan şeyleri düşündüm. Uçup gitmiş saatleri, ölmüş veya yitmiş arkadaşları ,bir daha geri gelmeyecek hisleri." (syf 9) 2. "Ölüm, yaşamın karşıtı olarak değil parçası olarak vardır." (syf 38) 3. "Çağdaş edebiyata güvenim yok demiyorum. Ama değerli vaktimi de zamanın vaftiz etmediği eserleri okuyarak ziyan etmek istemem. Hayat yeterince kısa." (syf 45) 4. "Rüzgar biraz yön değiştirse, haykırışları fısıltıya dönüşüyordu." (syf 67) 5. "Yalnızlığı kimse o kadar sevmez. Sadece arkadaş edinmek için çaba harcamıyorum. Sonu hayal kırıklığı oluyor." (syf 72) 6. "Sezgilerim oldukça iyidir. Ama mantıklı düşünme konusunda umutsuz vakayım." (syf 93) 7. "Kalbini açabilen insanlar var, bir de açamayanlar. Siz açabilenlerdensiniz. Ya da daha doğru deyişle, istediğinizde bunu yapabiliyorsunuz.'' ''Peki insanlar kal...

Şükrü Erbaş - Hüzünle Seviniyorum

                      Lovers - Emile Friant    Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları... 1983 yılında, kendi içimden çıkarıp dünyanın ortasına bıraktığım; kendimi, bir başkasıymış gibi kendime anlattığım; yalnızlığımı, yine kendi yalnızlığımla ete kemiğe büründürdüğüm bir varoluş acısıdır. Uçsuz bucaksız bir kalabalığın sokaklardan evlere değil de canımdan sokaklara çekildiği bir büyük şehir korkusudur, kederidir, üşümesidir. İki çocuğun işıklara, insanlara ve rüyalara inandığı zamanların umududur, güzelliğidir, yakarışıdır. Gencecik bir kadının, uzak yalnız soğuk yoksul yabancı bir şehri, yüreğinin o büyülü beşiğinde sallaya sallaya anne olduğu bir hayatın iç sesidir, onurudur, çırpınışıdır. Kanı içine akan yaralı bir hayvan gibi bütün bir ülkenin kendi üstüne kapandığı, darağaçlarında boğulduğu, ağzını kuyulara vererek ağladığı zamanların dip sesidir, uğultusudur, yaşama çığlığıdır. İçimizde kaybolan bütün kadınlara ...

Gönül Yorgunluğu - Şükrü Erbaş

The Lovers - John Atkinson Grimshaw    Gönül yorgunluğu ne, biliyor musun? Gökte yıldızın kalmiyor. Gölgen bir yere sığmıyor. İçindeki şarkı içinde boğuluyor. Penceren sokağa bakmıyor. Bütün sevgi sözleri kalbinde cezaya dönüyor. Kirpiklerin hiçbir güzellikle halkalanmıyor. Baktığın bütün sular yeraltına çekiliyor. Sevmek korkusu ayrılıktan çok önce acı veriyor. Dünyanın bütün cenazeleri evinin önünden kalkıyor. Her gün bir arkadaşın büyüdüğünüz zamanlarda kayboluyor. Girdiğin çıktığın bütün kapılarin önünde yabancı, ardında yalnızlık olup kalıyorsun. Ne, biliyor musun gönül yorgunluğu? Kendinden soğuyorsun. Sözünden soğuyorsun. Geçmişinden soğuyorsun. İnandıklarindan soğuyorsun. Baktığın yüzlerden soğuyorsun. İçine bile bakmıyorsun artık. Dünya, inandığın o yitik cennet değil.    Durup dururken inciniyorsun. Kötü söz gerekmiyor bunun için. Sana söylenmesi de gerekmiyor sözün. Tam kirpiklerinin ucunda bir yarım ay, dudaklarında bir boyalı söz... bir kırıc...