Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zeze etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Güneşi Uyandıralım - José Mauro de Vasconcelos / 25 Alıntı

  Akrabalık sadece kan bağlarıyla değil, yürek ve akıl bağlarıyla da kurulur.  1.  "Arzum gitmek, hiçbir şey düşünmeden gitmek, sözler vermeden gitmekti. Hayat hiç durmadan peş peşe dizilen trenlerden, yollardan, gemilerden ibaretmiş gibi. Derdimi nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Hep daha uzağa gitme arzusu. Ama asla geri dönülmeyecek kadar uzağa. Hep ilerlemek." (syf 249) 2. “Mutluluk olduğu yerdedir, olmasını istediğimiz yerde değil.”  (syf 98) 3. “Senin güneşin hüzünlü Zezé. Yağmur yerine gözyaşlarıyla kuşatılmış bir güneş. Sahip olduğu gücü, yeteneklerini henüz kavrayamamış bir güneş. Senin bütün anlarını henüz güzelleştirememiş bir güneş. Küçük, biraz mızmız bir güneş.” (syf 71) 4.  "Daha da büyük, başka bir güneşten bahsediyorum. Her birimizin yüreğinde doğan güneşten. Umutlarımızin güneşinden. Düşlerimiz uyansın diye göğsümüzde uyandırdığımız güneşten." (syf 71) 5. “Unut Zezé, bir faydası yok. Yavaş yavaş unutacak, unutacaksın, ileride hatırladığında her ş...

Güneşi Uyandıralım - Jose Mauro de Vasconcelos kitabından bir bölüm

Sower at Sunset 1888 by Vincent Van Gogh "Zezé kes şunu, Tanrı aşkına! Yeter. On ikine basacaksın, artık değişmelisin. Nedir bu sinir bozucu mizmızlanmalar! Yeter! Kes artık.” “Biliyorum Adam. Ama nasıl oluyor biliyorsun. Ne kadar uğraşsam da hep gözümün ucunda yaş."  "Neden? Herkesten ne farkın var?” "Yok tabii. Ama içimden hep ağlamak geliyor. Ne yapayım." Huysuzlanmıştım. Adam bunu fark edip taktik değiştirdi. “Pencereden dışarıyı seyret Zezé. Hava çok güzel, gök masmavi, bulutlar kuzucuklara benziyor. Tıpkı küçük kuşu göğsünden azat ettiğin günkü gibi." Adam haklıydı galiba. “Hele güneş, Zezé. Tanrı'nın güneşi. Tanrı'nın en güzel çiçeği. Tohumları sıcacık saran, yeşerten güneş." Sınıfta okuduğumuz bir şiir geldi aklıma, tohumları yeşerten güneşten bahsediyordu. Adam az değildi doğrusu, "Her şeyi olgunlaştıran güneş. Mısıra rengini veren, nehrin sularını berrak hale getiren. Güzel değil mi, Zeze?" “Güzel. Güneş olmayın...

Şeker Portakalı - José Mauro de Vasconcelos Son İtiraf Bölümü

              Child with a Dove - Pablo Picasso    Seneler geçti, sevgili Manuel Valadares. Bugün kırk sekiz yaşındayım ve bazen kendimi hasrete öyle kaptırıyorum ki hâlâ çocuk olduğumu zannediyorum. Her an ortaya çıkıp bana sinema yıldızı kartları ya da misketler getireceksin sanki. Hayatın şefkatli yanını bana sen öğrettin, sevgili Portuga. Bugün çocuklara misketler ve kartlar dağıtmaya çalışan benim, çünkü şefkat olmayınca hayatın pek değeri kalmıyor. Şefkat göstermek beni bazen mutlu ediyor, bazense yanıltıyor, ki bu ikincisi daha sık oluyor.    O günlerde, yani beraber geçirdiğimiz günlerde, henüz hiç duymamıştım, uzun yıllar önce bir Budala Prens' in gözlerinde yaşlarla bir sunağın önünde diz çöküp ikonlara sorduğu şu soruyu: “KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA HER ŞEYİ NEDEN ANLATMAK GEREK?”    Hakikaten de sevgili Portuga, bana her şeyi çok erken anlattılar. Hoşça kal!               ...

Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos / 17 Alıntı

1.  "Dodo, ne hüzün öldürür insanı ne de hasret!" (syf 9) 2.  "N'oldu, Zeze?" "Hiç. Şarkı söylüyordum." "Şarkı mı?" "Evet." "Demek ki kulaklarım sağır olmuş." Acaba insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor olabilir miydi? Sesimi çıkarmadım. Bilmiyorsa benden öğrenecek değildi. (syf 14) 3.  "Ben de büyüyünce bilgili olmak, şair olmak ve papyon takmak istiyorum. Bir gün papyonlu bir resim çektireceğim." "Neden papyon?" "Çünkü papyonsuz şair olmaz. Edmundo Dayı'nın bana gösterdiği dergilerdeki şairlerin hepsi papyonlu." (syf 16) 4.  "Sence bu yarasa seni çok seviyor mu?" "Sevmez olur mu..." "Yürekten mi seviyor?" "Kesinlikle." "Öyleyse geleceğine emin olabilirsin. Biraz gecikebilir,ama bir gün mutlaka seni bulacaktır." (syf 36) 5.  "Neden ders alıp benim gibi yapmıyorsun?" "Ne yapıyorsu...